|

Yaşadığımız Fransa’da bireycilik, bencillik öyle gelişiyor ki Türkiye’liler arasında bugün insanlar eskisinden daha fazla birbirlerine ihtiyaç duyuyorlar ve bugün görebildiğim insanların birbirlerini sahiplenme arzusu içindeler.
Özellikle Fransa’da yaşayan göçmen işçiler birinci, ikinci kuşak ile üçüncü kuşak arasındaki kopukluğu gidermek için özellikle ikinci kuşak üçüncü kuşağı kaybetmemek için yeniden sosyal aktivitelere yönelmektedir.
Geçmişte derneklere karşı olanlar bugün bölgelerde dernekler yoktur diye kendilerini sorgular hale gelmişlerdir ve bunun arayışı içersine girmişlerdir.
Geçmişte sudan bahanelerle ilişkilerin tahrip olduğu, kırgınlıkların, küskünlüklerin yaşamımızda önemli sorunlar haline geldiğini görüyoruz. Bu durum kişinin kendisine yabancılaştığını bugün bunun farkında olduğunu görüyoruz.
Çünkü; yıllardır birey kendisine yabancılaştı. Kültürüne, geleneklerine yabancılaştı yani deyim yerinde ise kendi yaşam tarzına yabancılaştı.
Burjuva kültürüne özenerek onlar gibi yaşamak isteyenler bugün kişiliklerinden, değer yargılarından çok şey kaybettiklerini anlamaya başladılar. Burjuva kültürü yani bizim olmayan kültür, bencillik, bireycilik kendinden başkasını düşünmeyen bir düşünce tarzı bir anlayış, bir yaşam biçimi, birbirine destek veren değil, birbirleriyle rekabet içinde olan bir anlayış dostluklar arkadaşlıklar, aramızdaki ilişkilerde bu anlayışa göre şekilleniyor.
Bireyciliğin, bencilliğin hakim olduğu bireyde deyim yerinde ise bir fındık kabuğunu doldurmayacak nedenlerden dolayı kırgınlıklar, küskünlükler yaşanmaktadır. Dolayısıyla bugün Fransa’da gurbet içerisinde gurbetlikler yaşanmaktadır.
Bu rekabet sonucu ülkemizden ayrı yaşamak yetmiyormuş gibi komşularımızla ilişkilerimiz kopmuş durumdadır. Buda çocuklarımıza direk olmasada dolaylı olarak yansımaktadır. Bir araya gelmeyincede doğal olarak kendimize yabancılaşmak zorunda kalıyoruz.
Kapitalist bir kültürde bencillik hakim olabilir, ancak bencillik bizim kültürümüzde birlik, beraberlik, dayanışma, paylaşma ve paylaşım vardır. Özellikle emekçi halkın en büyük gücü, birlikteliği, kültürü değerleridir.
Kendi kimliğimize, kendi değerlerimize, kendi kültürümüze sahip çıkmalıyız. Kendimizle yabancılaşmayalım. Birinci ve ikinci kuşak bunun farkına varmış bulunmaktadır. Geçte olsa bunu görmeleri ve anlamaları yarınlar için önem arzetmektedir.
Geçmişte devrimci derneklere çocuklarını göndermeyenler bugün bir arayış içine girmişlerdir. Çözüm noktasında hala bazı yanlışlıklar olsada bugün dernek arayışlarına girmeleri önemlidir. Kendi değerlerine sahip çıkmak olumlu bir gelişmedir.
Burada devrimci yapılara önemli görevler düşmektedir. Olaylara daha geniş bakmak zorundayız. Yakınımızda var olan kurumlarda çalışmalıyız, küçümsememeliyiz. İnançsal bazda kurulan dernekler yarın birer nefes borusu haline gelebilir. Önemli olan sorunlara yakalşırken devrimci bir mantıkla yaklaşmak.
Bugün tersinide görebiliyoruz. Bölgelerde bazı devrimci yapı taraftarları bu tip derneklerde çalışma yaparken faydacı bir mantıkla olaylara yaklaşmaktadırlar. Bu tip derneklerde çalışırken faydacı bir mantıkla yaklaştıkları için kitlelerin gerisine düşmektedirler. Onların gerici yanlarıyla uzlaşmaktadırlar. Bu tavırda devrimci güçlerin güçlenmesine engel teşkil etmektedir. O zaman yapılması gereken kitlelerin geri duygularına göre değil devrimci bir anlayışla yakalşmalıyız.
Unutmamak lazım herşey zıtların birliğinden ibarettir. Burjuva kültürüne karşı kendi halk kültürümüze sarılmalıyız. Tarih boyunca kültürel çalışmalar devam etmiştir. Kültürü elinden alınmış bir toplum yok olmaya mahkumdur. Onun içindirki bütün toplumlar yani halk katmanları kendi içersindeki farklılıkları bir tarafa bırakarak ortak yanlarımızı öne çıkararak burjuvazinin yoz, gerici kültürüne karşı devrimci halk kültürüne sarılmalıyız. Aksi takdirde yarın çok geç olabilir.
Barış AYDIN Paris Bu İçerik 429 Defa Okunmuştur |