|

Koskoca bir çınar ağacı. Kuruyan yaprak dalları bir, bir düşer rüzgarla uzaklara savrulur. Zamanla dallar kurur. Bir kere kurtcuk girmiş içine, içten içe çürümeye yüz tutmuş kocaman çınar ağacı.
Memleketten uzak boynu bükük ilticacı kardeşim. O kimseye kızmaz çünkü; bilerek bu yaşamı seçmişti. Düşünmez değil. Birgün değil, bir yıl değil, beş yıl değil, bir hayat boyu sürgünde yaşamak. Burnunda tüter memleket bazen derin bir of çeker.
İnsanoğlu ya ikileme girer beynindeki kurtcuklar devreye girer nerede hata yaptım. Ya pişmanlık duyup kendi içindeki düşmana yenik düşersem. Hani derler ya düşman düşmanı dışarda aramasın. İçte o düşman. O kurtcuk zıtların birliği.
Kendi içersindeki o zıt, o düşman beynini kurcalayan onu yoldan çıkarmaya çalışan ideolojik kurtcuk, kendisini sorgulayan kurtcuk. Hiç hafife almayın yıllarca her türlü işkenceye rağmen burjuva ideolojisine direnen gölgesinde nice umutlar dağıtan, her koşulda yeşeren destan yaratan avrupada her türlü rahatlığa rağmen çürüyen kocaman çınarlar.
Farkında olmadan kuruyan yok olan çınarlar. Sokakta bir eski arkadaşıyla karşılaşınca bir an sevinir. Kahvesini yudumlarken geçmişiyle yüzleşir, anlatır. Geçmişiyle yüzleşen bugün yeni bir şey yapamıyor.
Çünkü; o hep geçmişi yaşar anlatır. Birazda içini döker aslında çaresizliğini anlatır. Kendisini biraz rahatlatır. Hep geçmişin, yaşar. Tekrar tekrar her gördüğü yeşil ağaçta kendi geçmişini hatırlar. En küçük anılarını anımsadığı taşa el sürer. Sırtını dayayıp ağacın gölgesinde otur.
Düşünür, kendi içerisinde hesaplaşır, durur. Çok iyi bilir geleceği yoktur. Sürgün hayatının. Izdırap içindedir. Sürgün yaşlanır. Saçlarına ak düşmüştür. Hep hayal eder ölmeden önce bir görebilsem, anadolu toprağınında sümbülün kokusunu alabilsem. Annemin babamın mezarını bir kez görebilsem. Hayal edip durur. Oysaki hiç bir şey eskisi gibi değildir.
Bıraktığı ağaçlar kurumuş insanlar dağılmış, çoğu ölmüş belkide görse büyük bir hayal kırıkllığına uğrayacak. Keşke eskisi gibi aklımda kalsaydı, görmeseydim der. Sürgünde insan böyle yaşar. Hiç bir zaman geleceğin olmaz. Hep geçmişe takılı kalmıştır. Birde eski arkadaşına denk geldiyse akşam iki kadeh çekince, kafa hoş olunca anlatmaya başlar. Ben böyle yaptım, şunu yaptım, faşizme kök söktürdüm. Anlata anlata bir türlü bitiremez. Almış olduğu iki kadehin kendisine vermiş olduğu güçle dağları devir. Sevinir çocuklaşır, birden teorisyen kesilir, şimdiki gençleri beğenmez, küçümser. Yanındaki gençlere anlatır durur. Vay be sen neymişsin abi dercesine.
Konuştukça açılır, açıldıkça zavalılaşır. Kocaman çınar ne hale düşmüştür. Düşmanın yenemediği o kocaman çınar. Kendi içerisindeki küçüçük bir kurtcuk onu nasıl bitirmiştir.
Evet dostlar kurtcuk dedimde yanlış anlamayın bu kurtcuk insanın kendi içerisindeki hesaplaşmaya çalıştığı, burjuva düşünce tarzıdır. Avrupa sokaklarında kendi geçmişiyle ters düşen insanlara bakarsanız bu kurtcuğun ne olduğunu anlarsınız. Bu kurtcuk öyle bir ilet ki bir içine girmeye görsün seni sokaklara düşürmeden bırakmaz. Böyle bir kurtcuk.
Hastalığın çıkışına yol açan sahiplenme ve bireycilik duygusu son dönemlerde çoğalmış buda hastalığın azmasına yol açmıştır. Hastalığın yol açtığı histeriler, diğer insanlarla karşı karşıya gelir. Kendi dünyasına çekilme gibi durumlar gittikçe artmış, hastalıklı kişilik öylesine boyuta varmıştır ki para karşılığı kişiliğini satar duruma gelmiştir. Geçmişi anlı şanlı geçen çok insan bugün düşmüş olduğu o ihrenç bataklıkta görebilirsiniz.
Üzülüyorum koca çınarlar nasıl kurudu. Hiç mi kendiisni koruyamadı. Bu hastalığa nasıl yakalandı. Nerede hata yaptım diye kendisini sorgulayacağına başkası bana bulaştırdı bu hastalığı der. Kendisini gizlemeye çalışır, gerçeklerle yüzleşmez. Hep bir yerleri suçlar. Kendi zıttına dönüştüğünü bir türlü kabul etmez. Zavallılaşır, geçmişiyle yüzleşme cesareti gösteremezler. Kapitalizmin kendilerine sunduğu bireyci, egoist yaşam tarzı onu yeni tip bir insana dönüştürdüğünü bir türlü kabullenemez. İşte anlatmaya çalıştığım kurtcuk bu. Keşke AZİZ NESİN bunları görmüş olsaydı, bunlar tamda AZİZ NESİN’liktir.
Barış AYDIN Paris 01/02/2010 Bu İçerik 409 Defa Okunmuştur |