English French German Turkish
ELBİSTAN’IN KASTAL KÖYÜNE MEKTUP VAR PDF Yazdır e-Posta
barış tarafından yazıldı.   
Pazar, 18 Temmuz 2010 16:43

Aramızdan ayrılalı kaç yıl oldu bilemiyorum. Bildiğim tek şey, özlemim her gün biraz daha artarak doluyor yüreğime evlerimiz hep yanyanaydı. Bitişikti, hep kardeş gibiydik. Candan arkadaş olarak büyüdük, aynı acıları, aynı sevinçleri paylaştık.

Sevdalarımız aynıydı, özlemişem Kastal’lı kardeşlerim.  Gezdiğim dağlarda, yaylalarda, pınarbaşlarına hep desen oyup, şiir ve adlarımızı yazardık. Düz kayalara gelen geçen okusun, dostluğumuzu, kardeşliğimizi hatırlasın diye.

Sevgili Kastal’lı dostlarım, Paris’te hiçte hayatım değişmedi, hep aynı şeyleri yaşayıp duruyoruz. Her sabah insanlar işe gitmek için koşturur dururlar. Zamanında işe varabilmek için itiş, kakış yapıp üst üste metrolara binip işe yetişmeye çalışıyorlar.

Ekmek davası, biz buralarda yabancıyız. Endişe ve korku dışında hiç bir duyguyu gerçek anlamda yaşayamıyoruz. Sabah saat 5,30’da yola çıkarız, akşam saat 20’de ancak eve varırız. Artık robotlaştık, durumumuz böyle, bugün canım çok sıkılıyor. Onun içindir ki sizlere mektup yazmaya karar verdim.

Sevgili dostlarım, sizleri ve köyümüzü çok özledim. Yazın buz gibi akan köyümüzün suyunu, hele derelerde akan suyun aynasında saçını tarayan genç kızları. Kara koyununun kuzusunu, o meleyişini, melun, melun bakışını, rahmetli Koco amcamın (Koca Raşo) o buruşuk saf temiz yüzünü, umut dolu gözlerini. Düğünlerde yaptığı o güzel oyunları, hep beraber gülerdik. Tiyatrocumuzdu, köyümüzün usta oyuncusuydu, namı diyarları aşmıştı.

Özlemişem, her sabah kurulmuş bir saat gibi zamanında öten horozların sesini, ninelerimizin nasırlı ellerini, tezek kokularını. Hele yazın buğday yıkayan kınalı gelinlerin ellerini. Burnunda sümük akan çocukları, anneleri işlerinden başını kaldıramadığı için ağlayan bebeklerin seslerini. Ak sakallı dedelerimizi, hele derelerde rengarenk çicekleri.

Çok özlemişem saç ekmeği ile soğan çökelek yemeyi, hiç unuturmuyum sabah boraniyi, akşam boraniyi. Özlemişem boraniyi. Nakış, nakış iplik işleyen, kilim dokuyan elleri. Köy ortasında bir araya gelince gençlerin dedikodusunu yapan genç kızları. Hele yağmur yağınca buram, buram kokan toprak evleri özlemişem dostluğu, dayanışmayı, insanlığı, kardeşliği, özlemişem birbirlerine yardım eden ekmeğini paylaşan o sadakat güzel insanları. Koyun sağan berivanları, özledim çünkü buralarda böyle bir şey yok.

Sevgili Kastal’lılar buralarda insanlar parayı görünce değiştiler. Kimse, kimseyi tanımıyor. Riyakar oldular, iki yüzlü oldular. Yüzüne gülerler, arkadan kuyunu kazmaya çalışırlar. Üzülerek belirteyim ki eski dost insanları çok az bulabilirsiniz buralarda. Gecmişte devrimci değerleri kullanarak oturum alanlar bugün kapitalizme uyum sağladılar. Kendi geçmişleriyle ters düştüler bir çoğu bugün malesef varlığı yokluğu belli degil. İnsanoğlu nankörleşmiş, deyim yerinde ise eşşekleştiler. Malesef bu yozlaşmanın önüne geçemedik.

Burası Avrupa, hani derler ya ‘‘Bazen susmak, söylenen bir söz, sözden çok daha fazlasını ifade eder.’’ Bunca yıl sustuk. Ama şunu söyleyeyim ki ‘‘Aptallar, akıllılardan pek az şey öğrenirler. Ama akıllılar, aptallardan çok şey öğrenir.’’ Çok şey öğrendik diyebilirim. Yanında gözüküp, arkandan seni hançerleyenler kendi değerlerinden uzaklaşan soysuzlaşanlar, sevgiden uzaklaşanlar, benliğini yitirenler, bir söz var.

‘‘Mal kaybeden, bir şey kaybetmiştir.

Onurunu kaybeden bir çok şey kaybetmiştir.

Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.’’

İşte buradaki insanların çoğu cesaretini kaybetmiştir. Bir güzel  sözümüz vardı. ‘‘Sevdalarımız bizim ateşimizdir. Önce ateşimizi yakarız, sonra o ateşle kendimizi.’’

Özledim sevdalarımızı. Kavgalarımız bile mertce idi. Bakmayın Avrupa’da özgürlük var diyorlar. Yalan söylüyorlar. ‘‘İnsanlığın, olmadığı yerde özgürlükte olmaz.’’

Evet sevgili Kastal’lılar ‘‘Hayat merdivenlerini çıkarken, insanlara iyi davranalım çünkü; inerken gene aynı insanlara raslayacağız.’’ Ne üstün zeka, ne hayal gücü nede her ikisi beraber bir dahi yapmaya yetmez.

Sevgi, sevgi, sevgi....İşte bu dehanın ta kendisidir. Kusura bakmayın sevgili dostlarım birazda başınızı ağrıttım. Durumumuz böyle. Sorunlarımız çok, dert çok, onun için size yazmaya ihtiyaç duydum umarım anlamışınızdır beni. Derler ya ‘‘Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır; ya zorlukları değiştirirsiniz, ya da zorlukları çözmek için kendinizi.’’ Hoşça kalın.

Bir yanım KASTAL’da

Dedemin ebemim mezarlığı va mazim

Bir yanım İstanbul’da

         İş için, yaşamak için,  ekmek için

Bir yanım uzaklarda

Asya’da, Avrupa’da gelecek için, çocuklarımız için

Savrulduk bölündük

Bölündükçe yabancılaştık

Tanımaz olduk birbirimizi

Unuttuk komşularımızı dostlarımızı

Ekmeğini beraberce paylaşanı

Ase’yi, Fate’yi,Hasan Amcayı, Ali Emmiyi

Duyulmuyor çığlıklarımız

Ses geçirmüyor kalın duvarlar

Elini açmış dua eden dedelerimiz

Ağlayan bacılarımız analarımız

Duymuyor sesimizi

Ne Ali, ne Veli, ne de Haydar

Körelmiş hislerimiz

Bilemiyoruz, göremiyoruz, duymuyoruz

Kaç kişi kaldıki

Bizi var eden topraklarımızda

Hani yeniden yaratacaktık

Güneş’i, Ay’ı, yeni bir Dünya’yı

Nerede hata yaptık.

Sorguladık mı, kendimizi, yarınımızı

Tanıdık mı, dostlarımızı

İçimizde ki yılanı, soysuzu, alçağı

Neden böyle olduk dedik mi

Bir araya gelip sorguladık mı

Sızlanıp durduk

Çare aramadık

Başkasından umut bekledik

Umudun kendimizde olduğunu görmedik

Belkide geç değil

Uzat elini dostluk için, yarınlarımız için

Barış AYDIN

 

Bu İçerik 657 Defa Okunmuştur
Son Güncelleme: Pazar, 18 Temmuz 2010 16:48
 

Yazarlarımız


Barış Aydın

20 / 08 / 2010
RECEP TAYİP ERDOGAN’IN SOYU

Hava Durumu

K.MARAS

Giriş Formu

üye ol nurhak eğitime haber ekle

Nurhak Doğu Bilim Dershanesi

nurhak doğu bilim dersanesi reklamı