Sevdalarımız aynıydı, özlemişem Kastal’lı kardeşlerim. Gezdiğim dağlarda, yaylalarda, pınarbaşlarına hep desen oyup, şiir ve adlarımızı yazardık. Düz kayalara gelen geçen okusun, dostluğumuzu, kardeşliğimizi hatırlasın diye.
Sevgili Kastal’lı dostlarım, Paris’te hiçte hayatım değişmedi, hep aynı şeyleri yaşayıp duruyoruz. Her sabah insanlar işe gitmek için koşturur dururlar. Zamanında işe varabilmek için itiş, kakış yapıp üst üste metrolara binip işe yetişmeye çalışıyorlar.
Ekmek davası, biz buralarda yabancıyız. Endişe ve korku dışında hiç bir duyguyu gerçek anlamda yaşayamıyoruz. Sabah saat 5,30’da yola çıkarız, akşam saat 20’de ancak eve varırız. Artık robotlaştık, durumumuz böyle, bugün canım çok sıkılıyor. Onun içindir ki sizlere mektup yazmaya karar verdim.
Sevgili dostlarım, sizleri ve köyümüzü çok özledim. Yazın buz gibi akan köyümüzün suyunu, hele derelerde akan suyun aynasında saçını tarayan genç kızları. Kara koyununun kuzusunu, o meleyişini, melun, melun bakışını, rahmetli Koco amcamın (Koca Raşo) o buruşuk saf temiz yüzünü, umut dolu gözlerini. Düğünlerde yaptığı o güzel oyunları, hep beraber gülerdik. Tiyatrocumuzdu, köyümüzün usta oyuncusuydu, namı diyarları aşmıştı.
Özlemişem, her sabah kurulmuş bir saat gibi zamanında öten horozların sesini, ninelerimizin nasırlı ellerini, tezek kokularını. Hele yazın buğday yıkayan kınalı gelinlerin ellerini. Burnunda sümük akan çocukları, anneleri işlerinden başını kaldıramadığı için ağlayan bebeklerin seslerini. Ak sakallı dedelerimizi, hele derelerde rengarenk çicekleri.
Çok özlemişem saç ekmeği ile soğan çökelek yemeyi, hiç unuturmuyum sabah boraniyi, akşam boraniyi. Özlemişem boraniyi. Nakış, nakış iplik işleyen, kilim dokuyan elleri. Köy ortasında bir araya gelince gençlerin dedikodusunu yapan genç kızları. Hele yağmur yağınca buram, buram kokan toprak evleri özlemişem dostluğu, dayanışmayı, insanlığı, kardeşliği, özlemişem birbirlerine yardım eden ekmeğini paylaşan o sadakat güzel insanları. Koyun sağan berivanları, özledim çünkü buralarda böyle bir şey yok.
Sevgili Kastal’lılar buralarda insanlar parayı görünce değiştiler. Kimse, kimseyi tanımıyor. Riyakar oldular, iki yüzlü oldular. Yüzüne gülerler, arkadan kuyunu kazmaya çalışırlar. Üzülerek belirteyim ki eski dost insanları çok az bulabilirsiniz buralarda. Gecmişte devrimci değerleri kullanarak oturum alanlar bugün kapitalizme uyum sağladılar. Kendi geçmişleriyle ters düştüler bir çoğu bugün malesef varlığı yokluğu belli degil. İnsanoğlu nankörleşmiş, deyim yerinde ise eşşekleştiler. Malesef bu yozlaşmanın önüne geçemedik.
Burası Avrupa, hani derler ya ‘‘Bazen susmak, söylenen bir söz, sözden çok daha fazlasını ifade eder.’’ Bunca yıl sustuk. Ama şunu söyleyeyim ki ‘‘Aptallar, akıllılardan pek az şey öğrenirler. Ama akıllılar, aptallardan çok şey öğrenir.’’ Çok şey öğrendik diyebilirim. Yanında gözüküp, arkandan seni hançerleyenler kendi değerlerinden uzaklaşan soysuzlaşanlar, sevgiden uzaklaşanlar, benliğini yitirenler, bir söz var.
‘‘Mal kaybeden, bir şey kaybetmiştir.
Onurunu kaybeden bir çok şey kaybetmiştir.
Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.’’
İşte buradaki insanların çoğu cesaretini kaybetmiştir. Bir güzel sözümüz vardı. ‘‘Sevdalarımız bizim ateşimizdir. Önce ateşimizi yakarız, sonra o ateşle kendimizi.’’
Özledim sevdalarımızı. Kavgalarımız bile mertce idi. Bakmayın Avrupa’da özgürlük var diyorlar. Yalan söylüyorlar. ‘‘İnsanlığın, olmadığı yerde özgürlükte olmaz.’’
Evet sevgili Kastal’lılar ‘‘Hayat merdivenlerini çıkarken, insanlara iyi davranalım çünkü; inerken gene aynı insanlara raslayacağız.’’ Ne üstün zeka, ne hayal gücü nede her ikisi beraber bir dahi yapmaya yetmez.
Sevgi, sevgi, sevgi....İşte bu dehanın ta kendisidir. Kusura bakmayın sevgili dostlarım birazda başınızı ağrıttım. Durumumuz böyle. Sorunlarımız çok, dert çok, onun için size yazmaya ihtiyaç duydum umarım anlamışınızdır beni. Derler ya ‘‘Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır; ya zorlukları değiştirirsiniz, ya da zorlukları çözmek için kendinizi.’’ Hoşça kalın.
Bir yanım KASTAL’da
Dedemin ebemim mezarlığı va mazim
Bir yanım İstanbul’da
İş için, yaşamak için, ekmek için
Bir yanım uzaklarda
Asya’da, Avrupa’da gelecek için, çocuklarımız için
Savrulduk bölündük
Bölündükçe yabancılaştık
Tanımaz olduk birbirimizi
Unuttuk komşularımızı dostlarımızı
Ekmeğini beraberce paylaşanı
Ase’yi, Fate’yi,Hasan Amcayı, Ali Emmiyi
Duyulmuyor çığlıklarımız
Ses geçirmüyor kalın duvarlar
Elini açmış dua eden dedelerimiz
Ağlayan bacılarımız analarımız
Duymuyor sesimizi
Ne Ali, ne Veli, ne de Haydar
Körelmiş hislerimiz
Bilemiyoruz, göremiyoruz, duymuyoruz
Kaç kişi kaldıki
Bizi var eden topraklarımızda
Hani yeniden yaratacaktık
Güneş’i, Ay’ı, yeni bir Dünya’yı
Nerede hata yaptık.
Sorguladık mı, kendimizi, yarınımızı
Tanıdık mı, dostlarımızı
İçimizde ki yılanı, soysuzu, alçağı
Neden böyle olduk dedik mi
Bir araya gelip sorguladık mı
Sızlanıp durduk
Çare aramadık
Başkasından umut bekledik
Umudun kendimizde olduğunu görmedik
Belkide geç değil
Uzat elini dostluk için, yarınlarımız için
Barış AYDIN