English French German Turkish
Nurhakdağı Yamacı Kabristan Ovasındaki Tımo İbrahim İle Eme’nin Hikâyesi! PDF Yazdır e-Posta
İsmail GÜNER tarafından yazıldı.   
Pazar, 18 Temmuz 2010 16:50

Nurhakdağlarının yamacı Kabristan Ovası’nda, çok sıcak Temmuz ayında ekinlere orak çalarlardı…
Eskiden oraklar, şimdiki motorlu araçlar kadar olmasada kıymetli idiler…

Kabristan Ovası halkının yarısı yaylalara göçerlerdi, yarısıda ekinlerin başında höllük (çardak) kurarak, şafak söker-sökmez kimi orak başına geçerdi, kimide varsa eğer nohut yolması başına gider…

Tahtalı Mezrasına yakın buğday ekinleri olan Îbikê Kirnikê ile oğlu Tımo İbrahim, ayrı yerlerde orak biçiyorlar iken, Tımo İbrahim, yaylada olan nişanlısı Eme’nin hasretiyle yanar tutuşur...

Nişanlısını bir görebilmek için, babasına gidip görmeyi söyleme cesaretini göstermeyi bırak, o dönemde bu tür şeyleri söylemek çok ayıp kaçardı...


 

Bir topaç çamuru duvara yapıştırma misali, evlilik çağındaki genç delikanlı ve kızları görücü usulü ile everdikleri için, bu evlenen iki çiftin birbirini görebilme olanağı düğün bitiminde oluyordu.

Eskiden köylerde evlilik öncesinde açık olarak arkadaşlık etmek mümkün değildi. Buna köy geleneği izin vermiyordu. 1970 yıllarına kadar bu gelenek devam ediyordu. Fakat devrimci gençliğin çıkışıyla bu gelenek gün geçtikçe aşıldı. Ancak köy küçük bir topluluk olduğu için, gençler çeşitli bahanelerle birbirlerini görme imkânı buluyorlardı artık.

Özellikle kızların evlenme kararında ailenin etkisi daha fazla idi.

Hatta düğünde gerek kız evinde, gerek erkek evinde damatla gelin hiç yanyana olamazlardı. Şimdi bu kural kalkmıştır; damat ve gelin düğünde birlikte ve kol kola oynamaktalar.

Gelin, kayınbabasına, kaynanasına, büyük kayınlarına gelinlik ederdi. Yani onlarla uzun süre konuşmaz onların yanlarında başkalarıyla da sesli konuşmaz, birlikte yemek yemezdi. Şimdi bu gelenekde çoktan kalkmıştır.

Tımo İbrahim, ekinin başında orak çalarken, nişanlısı Eme’nin yayladan köye döndüğü haberini alır.

Tımo İbrahim, ne yapar- eder, bir kurnazlık arayışına girer...
İşi hayınlığa vurmak için aklına cin gibi bir fikir gelir..!

Sağ kolunu, kol bağcık’ı ile sıkı bir biçimde sarar...akşama kadar kolunun şişmesini bekleyerek acısına katlanır... şişli kolu ile bırak orak biçmeyi, hazır yemeğini yemek için önüne seremez duruma sokar kendini. Orakçı başı babası ile diğer orakçıların gün ağarmasından fark edemeyeceklerini düşüncesini güderek beklenti içine girer Tımo İbrahim...

Orakçı başı babası bakarki, buğday bugün hiç biçilmemiş...kendi, kendine Tımo İbrahim’e bir hayli kızarak, çardağa doğru yürürken, bir bakar ne görsün; Tımo İbrahim, yerlerde sere serpe uzanmış bir vaziyette kıvranarak inliyor...

“oyyy bavo kolum!” diyerek, kolunu işaret eder!
Babası koluna eğilir, ne görsün; Tımo İbrahim’in kolu şişmiş durumda...
Kolunu biraz sıvazlar ve tekrar bağcık ile sararak, yarın ola hayrola diyerek, yarın çardakta istirahat etmesini sağlık vererek, yemesi için akşamdan kendisine yufka ekmek dürgesini ufalayarak, tereyağında yağlar.

Tabii Tımo İbrahim, bununda bir yolunu bulur. Kolundaki sargıyı açar, tereyağıyla tavada yağlanan ekmeği bir güzel yer!

Yemekten ve içmekten kesildiğini göstermek içinde, tereyağıyla tavada yağlanan ufaltılmış ekmeğin aynısını doğrar koyar yerine...

Orakçı başı babası, akşam dönüşünde çardağa yaklaşır ne görsün; tereyağlı ufaltılmış ekmek tavada olduğu gibi duruyor. Tımo İbrahim, kıvrılarak uzanmış, koluda sargılı bir biçimde inlediğini görür.

oyy benim İbrahim’im ölüyor dostlarrr! Ağzına bir lokma dahi almamış lo looov!” diyerek feryat-figanı koparır...

Bu vaziyetle Tımo İbrahim’in orak çalamayacağını anlayan babası, Kistik köyüne haber salar. Sabah erkenden Tımo İbrahim’in nişanlısı Eme ile anası hemen Tahtalı’ya gelsin der.

Tımo İbrahim, kendisinin bu cin gibi fikrinin tutması ve sabah nişanlısını göreceği sevinci ile sabaha kadar gözleri uyku tutmaz!

Şafak söker-sökmez, Tımo İbrahim’in babası diğer orakçılarla, orak başına gider...

Tımo İbrahim’in sabah erkenden gelen nişanlısı ve kaynanası, hemen çardağı toparlar, yemek hazırlar, fakat Tımo İbrahim, cin gibi fikrinin hemen anlaşılmaması için yemeye pek yanaşmasada, yemeği gördükçe durmadan ağzı sulanır...
Bu arada nişanlısı ile kaş-göz yapmak için, fırsatı kollar.
Kaynanasının çardağın dışına ya da su almaya gitmesini bekler...fakat nişanlısıda çocuk gibi anasının peşinden bir türlü ayrılmak nedir bilmez!

Bir ara kaynanası tuvalet ihtiyacını gidermek için, çardaktan uzaklaşınca Tımo İbrahim, nişanlısı Eme’ye hemen sarılarak, öpüşme hücümüne başlar. Mahrem yerlerini mıncıklar...ama Eme. nişanlısının bu hareketlerine karşı çıkar.

Gece uyku vakti gelir. Nişanlısı Eme anasıyla birlikte aynı yatağa girer.
Tımo İbrahim’in gözü uyku tutmaz... Böyle cin gibi bir fikirin sonucu eline geçen fırsatı değerlendirmek ister!

Gecenin geç saatlerinde nişanlısı Eme ve anası derin uykuya dalar. Tabii, Tımo İbrahim nişanlısı Eme’nin anası ile hangi yöne yattığını iyi gözlemler...nişanlısıyla biraz sevişme isteğiyle yanar tutuşur. Derin uykuya dalan nişanlısı Eme’nin ayaklarında tutar, kendine doğru çeker. Ancak ufak-tefek olan nişanlısı baya ağırlaşır. Bir türlü kendine doğru çekemez. Bir iki hamle daha yapar. Hep aynı netice ile karşılaşır. Tüm kuvvetiyle son bir hamle daha yapar, nişanlısı ve kaynanası birlikte gelir. Tımo İbrahim bir bakarki, nişanlısı Eme, anasının koluna yapışmış o nedenle ikisinin birlikte geldiğini fark eder... Gündüzün bir iki defa mıncıklama fırsatını yakalamanın dışında, aylarca hasretini çektiği ve kokusunu burnunda hisettiği nişanlısıyla, bir türlü koklaşarak doyasıya hasret gideremez...!

Tabii benim yaşıtlarım henüz delikanlılık çağına yeni girmişti, Tımo İbrahim, derin bir ağ çekerek bize; “ben sizin döneminizde olacaktım ki göreydiniz! Keklik gibi kuba...kuba kakuba diyerek öter, tüm kızların ilgisini çekerdim. sizde delikanlılık adabı ne arar!” diye bize laf atmadan duramazdı.

Tımo İbrahim, orta boylu, kalın yapılı, pos bıyıklı ve bir otoruşta büyük sahandaki yemeği tek başına ağaçtan yapılmış kaşıkla atıştırarak bitirirdi.


Uzun yıllar eşi Eme ile birlikte köyde yaşamını devam ettiren Tımo İbrahim, Eme’nin ağır hastalanmasından dolayı, elinden olmayan nedenlerle hiç istemediği halde Antakyadaki oğlunun yanına göçerler...

Kısa süre sonra Eme Antakya da hakkın rahmetine kavuşur. Tımo İbrahim, her köye geldiğinde Eme ile paylaştığı eve gider, Eme ile geçirdiği günlerini anar içli, içli ağlardı...

Verhasıl Tımo İbrahim, yaklaşık bundan sekiz sene evvel, 110 yaşında veya 112 yaşında, Antakya kentinde yaşama veda eder...

Hoşkelam...

18.07.2010

İsmail GÜNER

Bu İçerik 385 Defa Okunmuştur
Son Güncelleme: Pazartesi, 19 Temmuz 2010 00:34
 

Yazarlarımız


Barış Aydın

20 / 08 / 2010
RECEP TAYİP ERDOGAN’IN SOYU

Hava Durumu

K.MARAS

Giriş Formu

üye ol nurhak eğitime haber ekle

Nurhak Doğu Bilim Dershanesi

nurhak doğu bilim dersanesi reklamı