English French German Turkish
Bülent Aldede - YOL PDF Yazdır e-Posta
Bülent ALDEDE tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 12 Temmuz 2010 22:23

 

İnsanı insanı yapan yürüyüşte, varılmak istenen noktaya ulaşabilmek için vazgeçilmez olan değerler vardır. İşte bu değerlerin korunmasını, yaşatılmasını sağlayan yoldur. Alevilik yolunda bunlar edeb, erkân, ikrar, iman, rıza, itikat gibi değerlerdir. Bu kavramlar listesini uzatmak mümkün. Ancak onların hepsinin başı olan sevgiye ve dostluğa bağlı samimiyet, vefa ve sadakâtle özetlemek de mümkün.

 

Alevilik bir yol’dur, ve o yolda yürümesini bilenler için vardır, bilmeyenler de ya yok, yada yürüdükleri engebeli taşlı eğri büğrü dolanbaçları alevilikteki yol sanırlar.  Ordan burdan aleviliğin temel değerlerine saldırıp, yozlaşmanın önünü açarlar ve bunda hem maddi hem de kitle anlamında başarılı olurlar; ancak YOL olduğu gibi devam etmektedir, yürüyenlerin sayısı az da olsa  YOL bütün temizliği ve arı-duruluğuyla ordadır, sahipsiz değildir, sahipsiz kalmayacaktır. “Gönül kalsın YOL kalmasın” sözü alevilerde meşhurdur.

Dortmund’da marksist düşünceye yakın (belki yakından da öte, bilemiyorum), ateist bir tanıdığım var, kitap dükkanı var ve bu sebeple biraz daha sık görüşüyoruz. Bazen kitaplar üzerine sohbetlerimiz de oluyor.   Kendisi köken olarak alevi bir aileden geliyor ve pirleri Sinemilli Ocağı’ndan. Onunla bir zaman yine aleviliğe dair yazılan, aleviliği islam dışı göstermeye çalışan Erdoğan Çınar yada Ünsal Öztürk gibi düşünenlerin kitaplarından söz ettim ve şu soruyu sordum: “Sence aleviliğin islamla bir ilgisi, bağı var mı?” Onun düşüncesi açısından güzel denilecek şu cevabı verdi bana: “Aleviliğin islamla ilgisi olmasa iyi olurdu  ama inkâr edemeyiz, tabiki ilgisi var. Benim annem babam da Allah’a inanırlardı, sabahtan akşama ağızlarından Allah’ı Ali’yi Muhammed’i düşürmezlerdi.”

Şimdi bu arkadaş kendi düşüncesine göre aleviliğe dürüstçe yaklaşan bir insan. Ancak yazar çizer kısmının büyük bir bölümünde bu medeni cesaret bile yoktur. Beş altı ay önce bir dosttan bana bir e-mail geldi ve içeriği alevi tarih yazımında yapılan çarpıtmalarla ilgiliydi.

Yurt yayınlarından çıkan bir kitabın bu konuda Erdoğan Çınar’ın yazdıklarını örnekleyerek yapılan tarih yazımındaki skandalları içeriyordu. Kitabı yazanlar Hamza Aksüt, Ünsal Öztürk (Yurt Yayınları Sahibi) ve Hasan Harmancı. İsmi “Alevi Tarih Yazımında SKANDAL –Erdoğan Çınar Örneği-“

Kitabı ısmarladım, daha elime geçmedi, okuyamadım, çünkü merak ediyorum, bakalım aleviliği islam dışı gören Ünsal Öztürk’ün bu kitaptaki duruşu nedir(?)

Erdoğan Çınar’ın kitaplarından üç tanesini okumak zorunda kalmıştım, çünkü bize aleviliği öğretmeye çalışan sayısı azımsanmayacak çok bilmiş, gafil, okuduğunu anlamadan ve değerlendirmeden reklam yapan, kibirli kendini beğenmiş, hatta insanın hukuki eşitliğini savunduğunu söylerken bir taraftan, öbür taraftan insanlara tepeden bakan ve kendini çok üstün bilinçli gören kara cahiller de dahil olmak üzere, niyeti kötü olmasa da buna dünden inanmaya hazır olan birçok kişi tarafından “alevilik gerçeğini anlamak istiyorsan, Erdoğan Çınar’ın kitaplarını oku!” dendiğinden ve bunlara o zaman bile gerçekle ilgisi olamayağını söylememiz yetmediğinden alıp okumuş ve bütün çarpıtmaları kendi gözlerimizle görmüştük.  Ancak o kitapları okuduktan sonra bile, öylelerini ikna etmemiz olanaksızdı. Zaten bunu önceden bildiğimiz için şaşırtıcı değildi. Çünkü bunlar babamın da bir zamanlar dediği gibi, sırf oruçtan ve namazdan kurtulmak için kendisine “ben aleviyim” diyenlerdir. O korku olmasıydı, bunlar kendilerine dün “ben sünniyim” derlerdi, bugün ise zaten at izi it izine karışmış, kimin ne olduğu o kadar da belli değildir. Bunu anlamak için dürüst samimi ve bilinçli olmak gerekiyor.

Benim merak ettiğim bir ikinci nokta da şudur. Tarihsel alanda çarpıtma yapmak, sadece tarihi belgeleri, çarpıtarak sunmakla değil, kaynakların seçiminde taraflı davranmak, işine geleni kullanmakla da oluyor. Bu konuda Ünsal Öztürk’le Erdoğan Çınar’ın  en az bir tane ortak paydası da mevcuttur. İkisi de kitaplarında alevilerin yedi ulu ozanlarından birisi olan Şah İsmail Hatai’ye hakaret etmiş, onunla ilgili yazdıklarında, ikisi de o dönemin Osmanlı kaynaklarından “Hoca Saadettin” gibi   isminin başına bir küfür koymadan Şah Hatai’den bahsetmeyen, Osmanlı tarihçilerinin yazdıklarını uzun uzun alıntı  olarak kullanmışlardır. Ancak ikisi de o dönemin Osmanlı tarihine alternatif olan, Safevi tarihçisi, Rumlu Hasan’ın yazdıklarından bahsetmemişlerdir bile. Şimdi merak ediyorum, hal böyleyken, Ünsal Öztürk, Erdoğan Çınar’a neler söyleyecek! Durum “Tencere dibin kara! Senin ki benden kara!” durumu.

YOL olduğu gibi devam ediyor. Herkes kendisine “ben aleviyim” diyebilir. Dile yasak yok! Dilin kemiği de yok! Ancak herkes Pinocchio değil ki, burnu uzasın! Onun için herkesin bilmesi gereken tek şey şudur: YOL olduğu gibi devam ediyor! YOLun yolcusu olursan gidersin dos doğru! Olmazsan paşa gönlün bilir. İstediğin kadar kendine “ben aleviyim” de, YOL da değilsen, kimbilir, belki senin de birgün burnun uzar!

Bazen acı acı gülesim geliyor! Böyleleri tutarlar mesela bazen, o ulu eren, o Hak Ozanı Pir Sultan’ı diline dolarlar. Pirden, Hal içindeki halden, ikrardan, edebden ve hele hele YOLdan haberleri olmayan, kendilerini bir gerçeğe teslim etmemiş olan gafiller, tutarlar kendilerini alevi ederler, Pir Sultanı överler de överler! Halbuki kesin olan şey, Pir Sultan asılırken ya cellat olurlar, yada cellata emri vererek Hızır Paşa olurlar!

Varıp yoldaş olma sen uğursuza

Komşu olma hayasıza arsıza

Hak’kın selamını verme pirsize

Adamın başına bela getirir

Bunlara cevabı yine Pir Sultan vermiş yukardaki dörtlükte olduğu gibi. Ancak onlar yine oralı olmazlar! Onlar bildiklerini okurlar!

Bunları tanımanın aslında bazı önemli ipuçları vardır:

-      Çok konuşurlar, çok anlatırlar, ancak hiç birşey söylemezler! (Dili yorarlar, başı yorarlar)

-      Mecbur kalmadıkça yalanlarını yanlışlarını açıklamazlar, yastık altı ederler (hali yorarlar, yoldaşı yorarlar)

-      Dünyaya sırf işkembeyi doyurmaya geldiklerini sanırlar (dirisiyle dünyayı yorarlar, ölüsüyle mezarı yorarlar)

-      Demagoji ustasıdırlar, anlatırlar dinlemezler, anlattıklarına zaten inanmazlar, onlar için önemli olan  anlatılan değil, anlatmaktır, prestij kazanmaktır (bilinci yorarlar, beyni yorarlar)

-      Mecbur kalmadıkça kabahatlerini kabul etmezler, edince de özürleri kabahatlerinden büyük olur (samimiyeti yorarlar, vefayı yorarlar)

-      Bir selam vermek bir hal sormak zor gelir (hatırı yorarlar, komşuyu yorarlar)

-      Paylaştığın sözü hemen yayarlar (sırrı yorarlar, kıymeti yorarlar)

-      Evrensellikten bahsederler, ancak dar kabileci feodal kafalıdırlar (insanı yorarlar, doğayı yorarlar)

-      Yüze gülücü olurlar, överler, kalbi karadırlar, içinden küfür ederler (zahiri yorarlar, batini yorarlar)

-      Erkek geçinirler, eşini aldatırlar, bunu marifet sanırlar, kadın erkek eşitliğinden bahsederler (kadını yorarlar, erkeği yorarlar)

-      Burnundan kıl adırmazlar alevi olurlar, pirsizdirler, imansızdırlar (itikatı yorarlar, ikrarı yorarlar)

-      Ne ordandırlar ne burdandırlar, ne akdırlar ne karadırlar (adresi yorarlar, rengi yorarlar)

YOLa aşık olanlara ölçünün ne olduğunu anlamak için son bir söz daha:

Sahtekarın biri Şahı Merdan Ali’yi birgün yüzüne karşı o kadar överki, artık haddini sınırını çoktan geçmiş olur ve bu durum Hazret’i rahatsız eder ve döner o sahtekare derki: “Ben senin o dilinle zikrettiğin kadar yüce bir yerde değilim. Ancak kalbinde gizlediğinden çok daha yüceyim.”

Nasıl  bityordu dualarımız!

.... müminlerin demi arta, münkirlerin de kökü bata

...

Hü gerçeğin demine!

 

Dostlukla...

 

Bülent Aldede

Bu İçerik 270 Defa Okunmuştur
Son Güncelleme: Perşembe, 15 Temmuz 2010 01:15
 

Yazarlarımız


Barış Aydın

20 / 08 / 2010
RECEP TAYİP ERDOGAN’IN SOYU

Hava Durumu

K.MARAS

Giriş Formu

üye ol nurhak eğitime haber ekle

Nurhak Doğu Bilim Dershanesi

nurhak doğu bilim dersanesi reklamı